Juliane Koepcke ’in İnanılmaz Hayatta Kalma Mücadelesi

822
Juliane Koepcke ’in İnanılmaz Hayatta Kalma Mücadelesi

Yıldırım uçağın sağ kanadını çarpıp yakıt deposunu ateşlediğinde saat 12:36’idi ve Juliane Koepcke ’ın annesi ona döndü şu son sözleri söyledi: “şimdi her şey bitti.”

Juliane Koepcke’in İnanılmaz Hayatta Kalma Mücadelesi

Juliane Koepcke 1954’de Peru’nun başkenti Lima’da doğdu.  Kendisinin ve pek çok insanın da kabul ettiği gibi hayvanlarla dolu şanslı bir yetiştirilme fırsatına sahipti.

Onun ilk evcil hayvanı Tobias adında bir papağandı, Juliana doğmadan önce evde olan tobias ile Juliana çok erken yaşlarda doğaya aşina oldu.

Annesine daha yakındı fakat babası, annesi ve juliana doğa sevgisi üzerine ortak bir bağ kurdular. Yine de bazen onun bilim insanı olan ebeveynleri saatlerce araştırma yapmaya odaklanarak geçirdiği veya başka bilim insanları için vakit harcadığı için juliane  kendini yalnız hissediyordu

1968’de juliane 14 yaşındayken ailesi ile birlikte Lima’dan Peru’nun  Amazon ormanlarının derinliklerine taşındı. Ormanda kazıklar üzerine yeni bir araştırma istasyonu inşa ettiler ve yerel bir kuşun adı olan Panguana ismi istasyona verildi. Juliane’nın eğitimi annesi ve babası devralarak kendileri eğitimini devam ettirdiler.

Yeni yaşam alanlarında su, elektrik ve dışarı ile olan bağlantı neredeyse yoktu.

    Panguna İstasyonu 1971 ;Kaynak

Ormanda Hayatta Kalma Becerileri Eğitimi

Amazonda geçirdiği bu süre esnasında juliane’nın ailesi çeşitli tehlikelere karşı nasıl kurtulabileceğini, ormanda yaşayan  zehirli böceklerden et yiyen bir çok hayvana kadar nasıl başa çıkabileceğini  ve ona ormanda nasıl hayatta kalabileceğinin  derslerini verdiler. Çalılar ve ağaç kökleri ile kaplanmış arazilerde nasıl gezileceğini, botlarını giymeden önce botlarını sallayarak içerisindeki örümcekleri çıkardıktan sonra giymesi gerektiğini ve eğer kaybolursa akar suyu nasıl takip edebileceği gibi dersler ona öğrettikleri hayat dersleri içerisine dahildi.

Juliane babası ile sabah ormanda yürürken matematik dersleri aldı. Ayrıca bitki, hayvan ve böcekleri tanımlama gibi dersler eğitiminin büyük bir parçasını oluşturuyordu. Ailesi ile birlikte yaklaşık 18 ay geçirdi ve kısa sürede ormanı ailesi kadar sevmeye başladı.

Lise Mezuniyeti

Aldığı mükemmel eğitime rağmen eğer liseden mezun olmak istiyorsa juliane derslerini bitirmek ve sınavlara girmek için Lima’ya dönmek zorunda kaldı. Bu yüzden  mart 1970’de okula döndü tüm derslerini bitirdi, sınavlarını geçti ve 1971 yılının yılbaşı arifesinden birkaç gün önce Panguana’ya geri dönmeyi planladı. Ama 22 ve 23 Aralık’ta mezuniyet töreni ve bir okul balosu vardı bu durum juliana’nın 20 Aralık’ta ki geri dönüş planıyla çakıştı. Onu geri götürmek için Lima’ya gelen annesi genç kızının mezuniyet töreninin ve okul balosunun kızı için önemini anladı ve geri dönüş yolculuğunu birkaç gün ertelemeye karar verdi ve juliane muhteşem mavi bir elbise ile hem törene hem baloya katıldı.

Yılbaşı Arifesinde Korkunç Bir Rezervasyon

Ertesi gün, Yılbaşı arifesi juliane ve annesi uçuşa hazırlandı. LANSA havayolları ile yapılan uçuşlar hariç bütün uçuşlar tamamen doluydu. Bir önceki yıl uçaktaki 100 yolcunun 99’unun ölmesiyle sonuçlanan bir kazanın meydana gelmesiyle güvenlik açısından çok kötü bir itibara sahip olması ve babasının “Lütfen başka bir havayoluyla uçun” demesine rağmen, annesi şansını denedi “Bence sorun olmayacak” diyerek LANSA havayollarından 2 koltuk rezervasyonu yaptı.

Fırtınaya Doğru Uçuş

LANSA 508 sefer sayılı uçuşu gerçekleştirecek  Locheed L-188A Electra Turboprop1 Pucallpa’ya gitmek için öğleden hemen önce Lima’dan ayrıldılar ve uçak yaklaşık 21.000 feet’e tırmandı. Kısa bir süre sonra, etraf karanlıklaşmaya başlayarak uçak türbülansa girdi birkaç dakika sonra uçak bir fırtınanın içine çekildi ve korkunç bir sarsıntı meydana geldi. Yılbaşı hediyeleri, çiçekler ve içecekler havada uçuşurken yolcular çığlık atıyordu. Baş üstü bagaj bölmeleri patlayarak açıldı ve havada uçuşmaya başladı.

“Bulutlar giderek daha da karanlık oldu ve uçuş çok daha sarsıntılı hale geldi. Zifiri karanlık bulutların ve fırtınanın ortasında  gök gürültüsü ve yıldırımlarla birlikteydik. Çevremiz zifiri karanlıktı ve sürekli yıldırım düşüyordu. Daha sonra sağ kanatta parlayan bir ışık gördüm… Motora şimşek çaktı.” Juliane Koepcke

Yıldırımın sağ kanadı vurduğu ve yakıt deposunu ateşlediğinde saat 12:35’di. Juliana’nın annesi ona döndü ve son sözlerini “Şimdi her şet bitti” dedi. Sağ kanadın gövdeden ayrılması kaçınılmaz oldu.  Bu durum uçağın yapısal durumunu bozdu ve dik bir dalışa geçerken uçağın parçalanmasına neden oldu.

“İnanılmaz derecede motor sesi ve insan çığlıkları duydum ve daha sonra uçak oldukça dik düştü ve önceki gürültü ile karşılaştırıldığında inanılmaz derecede sakindi. Sadece rüzgarın sesini duyabiliyordum. Koltuğumda hala bağlıydım. Annem ve koridor kenarında oturan adam koltuklarında fırlamıştı. Kesinlikle eminim daireler çizerek  serbest bir şekilde düşüyordum. Yeşil karnabahar ve brokoli gibi görünen ormanı altımda gördüm. Sonra bilincimi kaybettim ve ertesi gün yeniden bilincime kavuştum.”  Juliane Koepcke

Hala koltuğuna bağlı olan juliane yaklaşık 3 km yükseklikten düşmüştü. Tam olarak nasıl hayatta kaldığı bilinmemektedir, fakat bir çok kişi oturduğu koltuk sırasının önemli bir rol oynadığına inanıyor, muhtemelen düşerken bir helikopter gibi dönerek iniş hızını yavaşlattı. Ayrıca ağaçlar çarpma etkisini azaltmış çoklu bitki örtüsü katmanları yavaşlatmış olabilir.

“Düştüğümde kesinlikle bağlıydım.(uçak koltuğuna) Koltuklar tampon görevi görmüş olmalı aksi halde hayatta kalmış olamazdım. “ Juliane Koepcke

Amazon’da Sıkışmış ve Yalnız Yaşam

Önümüzdeki 19 saat boyunca juliane Koepcke’in bilinci gitti – geldi. Sonunda ertesi sabah bilinci geldi ve bilinçli kalmayı sürdürmeyi başardı. Onun bilincini yerine getiren şeyin yoğun, şiddetli yağış olduğuna inanıyordu. Kaza gerçekleştiğinde üzerinde kolsuz mini bir elbise vardı gözlüklerini ve sandaletinin bir tekini kaybetmişti. Kırılmış bir köprücük kemiği, yırtılmış ön diz çapraz bağları, kısmen kırılmış bir kaval kemiği, burkulmuş boyun omurgası, kollarında ve bacaklarında pek çok derin kesik, şişkinlikten kapanmış bir göz kazanın sonra meydana gelen fiziksel hasarlardı. Yaralanmaları kesinlikle ciddiydi ama yaklaşık 3 km’lik bir düşüş göz önüne alındığında başına gelenler bir mucizeden başka bir şey değildi.

Annesinin koltuğu boş olmasına rağmen juliane’nın yanında gelmişti. Kötü durumuna rağmen ilk kaygısı annesini bulmaktı. Emekleyerek ve sürünerek kaza yerinin etrafındaki alanı aramaya başladı ve periyodik olarak annesine seslendi. Küçük daireler çizerek ve koltuğuna yakın kalarak ilerledi. Konumunu ezberledi ve çevresindeki ağaçların üzerine işaret koyarak zayıf görüş yeteneğine rağmen yön tayinini yapabildi.

Gününün çoğunu annesini arayarak geçirdikten sonra annesinin izini bulamadı. Ancak bir çanta şeker buldu ki bu şekerlerin sonradan hayati önem taşıdığı anlaşılacaktı çünkü yaklaşmakta olan hayat mücadelesinde tek sahip olduğu besin bu şekerler olacaktı.

Juliane, tepesinde daireler çizen hava araçlarının sesini duydu, Aşırı büyümüş bitkiler hava araçlarının onu görmesini engelleyecek kadar kalın ve uzundu. Eğer hava araçlarının onu görmesini, fark etmesini istiyorsa daha açık bir alana gitmesi gerektiğini fark etti.

Hava araçların sesi kaybolduktan sonra juliane başka bir sesin olduğunu fark etti; akan suyun damlaması ve şırıldamasıydı. Küçük bir dere içine beslenen bir küçücük bir akarsu kaynağı buldu. Bu iki nedenden dolayı çok büyük bir haberdi. Artık tatlı suyu vardı ve Panguana’da aldığı eğitimlere dayanarak bu küçük akarsu kaynağıyla beslenen akışın bir nehir gibi daha büyük su kaynaklarına gidebileceğini biliyordu ve nihayet insanların yaşadığı alanlara ve medeniyete ulaşabilecekti.

Juliana Koepcke’nin Medeniyet Yolculuğu Başladı

17 yaşındaki Juliane Koepcke küçük akarsu ile birlikte medeniyet yolculuğuna başladı. Orman hakkındaki bilgisine güvenerek yılanlara ve zehirli başka türlü canlılara karşı nasıl korunması gerektiğini biliyordu. Yürürken, elinde kalan son sandaletini ileri atıp geri alarak yürüyeceği alanı test ederek ilerliyordu. İlk başta bu şekilde ilerlemek çok zordu çünkü yılan testine ek olarak sık sık devasa kütüklere rastlıyordu bu yüzden kütüklerin üzerine tırmanmak ya da altından geçmek zorunda kalıyordu.

Sonunda küçük akarsu genişledi ve hatırı sayılır bir boyuta ulaştı ve genellikle akarsu kenarları kısım kısım kurudur. Bu alanlar juliane’nın daha kolay yürümesine izin verdi. Akşam 6 civarında hava kararmaya başladı, Juliane geceyi geçirebileceği dere yatağında korumalı bir yer buldu ve yere yığıldı. Ertesi sabah yürümeye devam ederken kral akbabanın çağrısını duydu. Bu çağrıyı daha önce Panguana’da geçirdiği zamanlardan hatırladı ve yakınlarda muhtemelen cesetlerin olduğunu düşündü. Ertesi gün, karşısında hala koltuğa kemerle bağlanmış 3 yolcu koltukları baş aşağı olarak, önce kafaları yere gelecek şekilde düşmüş duruyordu.

“Çok fazla bir şey göremedim, sadece insanların ayakları yukarı bakıyordu. Ayaklarını bir sopa ile dürttüm. Cesetlere dokunamadım. Herhangi bir koku almadım henüz yenmemişlerdi ve cesetler bozulmamıştı. Demek istediğim mutlaka çürüme başlamıştır ama ben fark edemedim. Bir tanesinin kadın olduğunu söyleyebilirim çünkü ayak tırnakları ojeliydi diğerlerinin pantolon ve ayakkabılarına baktığım zaman erkek olduğunu söyleyebilirim. Bir süre sonra devam ettim ama onları ilk bulduğumda şoka girmiş gibiydim.” Juliane Koepcke

Bu karşılaşmadan sonra 28 Aralık’ta juliane’ın kol saati durdu. Bu çileli yolculuğun dördüncü günüydü. Bu zamana kadar küçük akarsu daha büyük bir akarsu ve şimdi küçük bir nehir haline geldi. Yağış mevsimiydi yani juliane toplamak için hiç meyve bulamamıştı ve son şekerini yemişti. Ayrıca palmiye köklerini kesmek veya balık avlamak için bıçağı yoktu ve başka herhangi bir şeyi yemeye de cesaret edemedi. Nehir sayesinde suyu vardı ama yemek ihtiyacı gittikçe daha fazla problem haline geliyordu.

İronik bir şekilde yürüyüşüne devam ederken orman böcekleri için besin kaynağı olmayı sürdürdü: Böcekler, sivrisinekler, kara sinekler(cildinin veya dersinin altına yumurtlayanlar dahil) ve hatta iğnesi olmadan saçlarından sarkan yabani arılar. Yürüyüşünün beşinci ya da altıncı gününde juliane’yı bunalımdan çıkaran bir sürüngen kuşunun(hoatzin) sesini duydu. Bu kuşun sesini Panguana’daki geçirdiği vakitlerden hatırladı ve geniş su yığınlarının yakınlarında yuvalanmış bir kuş türü olduğunu hatırladı. Bulunduğu ya da yakınlarındaki bölgelerde bulabileceği uygarlık alanları olabilirdi.

Kuşun sesini duymasıyla yenilenen enerjisiyle juliane ilerlemeye devam etti. Geniş bir nehrin kıyısına vardı fakat kimseye dair bir iz yoktu. Uzaktan gelen uçak sesleri duydu ama bir süre sonra sesler kayboldu. Pilotlar onu bulmadan oradan ayrıldıkları için juliane sinirlenmişti. Etrafındaki bu boş manzaraya ve bulunmaya hiç yakın görünmediğine sinirlendi. Sinirlenme yerini üzüntüye bıraktı fakat juliane kendini çabuk toparladı. Bir yerde nehir varsa orada insanlarda olmalıydı diye düşünerek devam etti.

Juliane ve Nehir Yolculuğu

Nehir juliane’nın karşısına yeni problemler çıkardı. Nehir kalın çalılar ile doluydu. Juliane nehrin kenarındaki sığ sularda yürüdü, vatozların bu sığ sularda yuvalandığını bilerek adımlarını çok dikkatli bir şekilde seçti. İnanılmaz derecede yavaş ilerliyordu daha hızlı ilerlemesi gerekiyordu ve en sonunda juliane pirhanalar olmasına rağmen nehrin ortasına doğru yüzmeye karar verdi.  Vatozların daha derin sulara giremediğini biliyordu ve pirhanlar’ın sadece durgun suda problem olduğunu biliyordu.

Güneş batarken geceyi geçirecek bir yer bulmak için juliane kıyıya yüzdü. Onun enfeksiyon kapmış ağrı ve acı veren yaraları onun gece uyuyamayacağı anlamına geliyordu. Böylece yeni bir döngü başlamış oldu. Juliane nehrin ortasına doğru yüzdü, akıntı yolunda olabildiğinde mesafe kat etti ve daha sonra nehir kenarında uykusuz bir gece geçirmek için kıyıya geri yüzdü. Bir sabah, bundan birkaç gün sonra, juliane sırtının üst kısmında keskin bir ağrı hissetti. Elini sırtına getirdiğinde eli kanla kaplanmıştı. Gün boyunca nehirde yüzerken güneş tarafından yanıyordu.

Daha sonra ikinci derece yanıklarının olduğunu öğrendi.

Akıntı yönünde ilerleyişi devam ederken halüsünasyon görmeye başladı. İlerleyişi devam ederken nehir kıyısında bir evin çatısını gördü ya da tavukların gıdakladığı duyuyordu. Ayrıca yemeklerle ilgili hayal kurmaya başladı. Her yeni sabahta juliane’nın suya geri girmeye kendini ikna etmesi daha da zorlaşıyordu.

Juliane’nın ormandaki inanılmaz çilesinin onuncu günüydü. Nehirden aşağı inerken sürekli kütüklerle karşılaştı. Zaten yorgun olan bedeninin önüne çıkan her kütüğe tırmanması ve her yeni kütüğe çarparken kendine daha fazla zarar vermemeye veya bir kemiği kırmamaya dikkat etmesi gerekiyordu. Yorucu günün sonunda kıyıya doğru yüzerek kumdan rahat bir nehir kıyısı buldu ve birkaç dakika boyunca burada uyudu. Şaşırtıcı bir manzarayla uyandı: önünde bir tekne vardı.

Sonunda Medeniyet

Juliane gözlerine inanamadı, tekneye ulaşmak ve ona dokunmak için sürünerek tekneye doğru tekneye ilerledi. Bu bir serap değildi. Juliane daha sonra nehir kıyısına giden küçük, aşınmış bir patika yolu fark etti. Bu noktadan sonraki ifadeler farklılaşıyor, bir sonraki anlatılacak olayların genel olarak nasıl olduğu hakkında herkesin dediği ifadeler aynı ama nerede olduğu farklılık gösteriyor. Juliane’nın kolunda kurtçuklara yakalanmış yaralar vardı. Bazı yaraları sıkmaya çalıştı ama başarılı olamamıştı. Daha önce Panguana’daki zamanlarında babası besledikleri evcil köpeğinde oluşan yaranın içindeki kurtları yüzeye çıkarabilmek için dizel yakıt kullandığını hatırladı.

Bu noktada bazı belirsizlikler var. Bazı kaynaklar juliane’nın yakıtı teknenin motorundaki yakıt deposunda bulduğunu söylüyor. Bazı kaynaklar ise patika yolun üzerindeki kulübede bulduğunu söylüyor ama nerede bulursa bulsun juliane yakıtı yaralarına döktü daha sonra kurtçuklar yaraların yüzeyine çıkmaya başlamasına neden oldu ve tam otuz beş tane kurdu yaralarından temizledi.

Juliane küçük baraka yolunu takip etti. Bu kısa yürüyüş yolu bitkin durumda olan juliane için 1 saat sürdü. Barakada birini bulmayı umuyordu ama kimse yoktu. Gecenin geri kalanını barakada geçirdi ve burada bir süre uyuyabildi. Sabah uyandı, ormandaki on birinci gününde ormanda hala kimseyi bulamadı.

Yağmur yağmaya başladı. Juliane kulübeden bulduğu bir muşamba parçasını omuzlarına geçirmişti. Yağmur öğleden sonra durdu. Yağmurun durmasıyla yürüyüşe devam etmeyi düşündü fakat ayaklarının ağrısından ayağa kalkamadı ve burada bir gün daha dinlenmeye karar verdi. Akşamüzeri sesler duydu, juliane bu sesleri halüsünasyon sandı ancak sesler gitgide yaklaşıyordu. Ormandan üç oduncu geldi ve bu genç kızı barakada görünce şok oldular.

Juliane İspanyolca LANSA kazasından kurtulandan birisi olduğunu ve ismini söyledi.

O gece üç adam juliane’nın yaralarını sarıp ona yiyecek verdi. Ertesi sabah bir kereste istasyonuna gitmek için onu bir kanoya bindirip yedi saat sürecek olan yolculuğa başladılar. Burada yerel bir pilot onu hastaneye götürmeyi kabul etti. On beş dakika süren bu kısa uçuş gerçekleştikten sonra burada babası ile kavuştu. Juliane hastane yatağında enkaz hakkında ve daha fazla cesedi bulabilmelerine yardımcı olan bilgileri araştırmacılara verdi. 12 Ocak’ta araştırmacılar Maria Koepcke’nin cesedini buldular.

Kaza Sonrası Yaşam

“Uzun yıllar kabus gördüm, yıllarca ve tabii ki annemin ve diğer insanların ölümüyle ilgili üzüntüsü tekrar tekrar geldi. ‘Neden kurtulan tek kişi benim?’ sorusu sürekli bana acı çektirdi ve acı çektirmeye devam edecek.” Juliana Koepcke

1972 Mart’da Juliane Koepcke sağlığına kavuştu ve Lima’daki okuluna geri döndü. İki yıl eğitim almayı ve bir alman üniversitesinin giriş sınavına girdi. Fakat sürekli haberciler ve hikayesini merak eden kişiler tarafında takip ediliyordu. Babası bu durumdan çok rahatsız olarak panik atak geçirdi ve onu  Almanya’ya büyükannesi ve halasının yanına göndermek istedi. Juliane bu durumdan memnun değildi Almanya’ya gitmek istemiyordu bu durum babası ile arasının açılmasına sebep oldu.

“Çok sinirlendim. Panguana ve okulum benim için geriye kalan son şeylerdi. Bu durumu kabullenmem iki yıl sürdü. Neyse ki Almanya’nın Kuzeyinde Kiel’de çok güzel bir okulum vardı ve çok güzel arkadaşlar edindim. Ama babamla anlaşabilmem çok zordu.” Juliane Koepcke

Babası da birkaç yıl sonra Almanya’ya döndü ve sonunda barıştılar. Annesinin ve babasının izini takip eden juliane, Kiel Üniversitesi’nde biyoloji okudu ve 1980’de mezun oldu. Ludwing-Maximilian Üniversitesi’nde doktora yapmaya devam etti ve yarasalar üzerine tez araştırması yapmak için Peru, Panguana’ya geri döndü. Babasının o bölgede yarasa’nın olduğunu belirterek önermiş. Orada on sekiz ay geçirdi ve elli iki yarasa türü tespit etti.

Yıllar sonra, 1998’de film yönetmeni Werner Herzog, hikayesi hakkında bir belgesel yapmak için Juliane’ya(şimdi evli olan Julian Diller, Münih’teki Bavyera Eyalet Zooloji Kütüphanesinde çalışıyordu) ulaştı. Werner Herzog ‘ın şarşırtıcı bir şekilde olayla kişisel bir bağlatısı vardı. Kaza sırasında Peru’da ‘Aguirre, the Wrath of God’ filminin çekimleri için o bölgeyi inceliyordu ve yılbaşı arifesinde o uçuşa yer ayırtmış, seyahat programındaki son dakika değişikliğinden dolayı rezervasyonunu iptal etmesine neden olmuştu.

Belgeselin bir parçası olarak onu kaza yerine geri götürmeyi teklif etti.

“O(Werner Herzog) geçmişim üzerine düşünmemde bana yardımcı oldu. Kendisini benim yerime koyarak sorduğu sorular, beni tam olarak dinleyebilmesi benim bu korku dolu günleri yaşadığım alan geri dönme şansı benim için en iyi terapiydi.” Juliane Koepcke

Juliane, Herzog ile birlikte kaza yerine gitmeyi kabul etti. Bunun sonucunda ortaya bir saatlik ‘Wing of Hope’ belgeseli 2000 yılında yayınlandı. Orada geçirdiği süre boyunca Herzog onu Panguana’da  ailesinden ona geri kalanları korumaya ikna etti. Panguana araştırma alanının boyutunu 186 hektardan 700 hektara çıkardı.  2011 yılında Peru Hükümeti ile birlikte çalışarak oranın bir doğal miras ilan edilmesinde yardımcı oldu ve böylelikle kalıcı olarak hem ailesinin mirasını hem de orayı odunculuktan, avlanmadan ve insan kolonizasyonundan kalıcı olarak korudu.

Filmden sonra juliane yaşadığı deneyimler hakkında bir kitap yazmaya karar verdi. Kitabı için araştırma yaparken Almanya’ya geldikten sonra babası tarafından halasına 1972 noelinde gönderilmiş olan bir mektupla karşılaştı.

 

Panguane Yasağı

Mektupta babası halasına Juliane’nın Panguane’ya dönmesinin kesinlikle yasak olduğunu yazmış.(birkaç yıl sonra bu görüşte yumuşamış.) Bunu okuduktan sonra juliane ağladı.

“Her zaman annem değil de benim hayatta kalmamın babam için problem olduğundan şüphelenmiştim. Ama sonra anladım ki o kederle babam felç olmuştu. O noel, ölümünün ilk yıl dönümüydü. Panguana’da tamamen yalnızdı, kederiyle yalnızdı ve o anlarda görmek istediği son şey bendim çünkü anneme çok benziyordum ve bu babam için çok büyük bir problemdi.”  Juliane Koepcke

Babası 2000 yılında 87 yaşında vefat etmişti. Ancak juliane babasının karısını kaybettiği andan itibaren yasını hiç atamadığına ve zaten çoktan öldüğüne inanıyordu.

“Hayatı bitti. Bir makine gibi yaşadı. Öldükten sonra küçük bir mum buldum ve üzerinde panguana mumu yazıyordu her yıl noel arifesinde –annemin ölüm yıl dönümünde- mumu yatağının kenarına koydu ve yaktı.”  Juliane Koepcke

Juliane ayrıca babasının mektuplarından bir başka çok üzücü bir bilgi daha edindi. Annesi de görünüşe göre uçaktan düştüğünde hayattaydı.

“Babam annemin iki hafta boyunca hayata kaldığını düşünüyordu. Belki de neredeyse 6 Ocak’a kadar, çünkü babam vücudunu tanımlamaya gittiğinde o ortamda beklediği kadar vücudu çürümemişti. Çevrede çok fazla ölü bedenleri yiyecek hayvan vardı fakat o hala yenmemişti. Babam onun  omurga ya da leğen kemiğini kırdığını ve hareket edemediğini düşünüyordu.” Juliana Koepcke

Bu bilgi Juliane için çok zordu.

“Kocam ‘Bunu düşünme, değiştiremezsin’ diyor. Ama beni çok rahatsız ediyor. Ben orada öyle hareketsiz şekilde yatmanın nasıl bir şey olduğunu düşünüyorum.” Juliana Koepcke

Juliane kitabını bitirdi ve 10 Mart 2011’de Gökyüzünden Düştüğümde(Als Ich vom Himmel fiel) adıyla yayımladı. Kitap çok iyi karşılandı hatta ödüller bile kazandı.

“Ormanda geçirdiğim o yalnız geçen günlerde kendime dedim ki, eğer hayatta kalırsam insanlık ve doğa için çok önemli bir şey yapacağım. Bunlar harika kelimeler ama sadece kelimeler, şimdiye kadar düşündüm acaba bunu başardım mı? Suçlu hissetmemin başka bir sebebi de bu.” Juliane Koepcke

Peki Bu Uçuşlara Ne Demeli?

Kazadan sonraki yıllarda Juliane bir çok geziye ek olarak eşi Erich ile birlikte Panguane’ya iki kez geri döner. Peki Almanya ile Peru arasındaki tüm bu uzun uçuşlarla nasıl başa çıkıyor?

Uzun uçuşlar zordur. O kadar gergin oluyorum ki uyku hapları bile işe yaramıyor. Kırmızı şarap her zaman iyidir ve bir viski.” Juliane Koepcke

Not: Bu lockhead Electra, LANSA’nın geriye kalan son uçağıydı. Bu kazadan birkaç hafta sonra şirket çalışma iznini kaybetti.

Anders Clark, Ocak 9, 2016

 

https://www.youtube.com/watch?v=rlJVIcCPIl8

 

 

 

 

 

 

 

 

Bir yanıt yazın